Bagırsak Bakteri Dengesinin Bozulması Nedeniyle ortaya Çıkan Hormonal ve Metabolik Bozukluklar
Bağırsaklarımızda vücudumuzdaki hücre sayısından  10 kat daha fazla bakteri vardır. Bu bakteriler doğumdan sonra gelişmeye başlar ve  her kişide  sanki parmak izi gibi farklılık gösterir. 

Bağırsaktaki bakteri, virüs, mantar, maya ve başka mikroorganizmalar da vardır ve bunların hepsine  mikrobiyata  ve bakteri genlerine de mikrobiyome denir.  Bağırsaktaki bakterilerin  % 85’ini Laktobasil ve Bifidobakteriler gibi faydalı bakteriler oluştururken geri kalanını fırsatçı bakteriler oluşturmaktadır. Vücut zayıf düştüğü zaman fırsatçı bakteriler zararlı olabilmektedir (Lactobacillusrhamnosus, Lactobacillus paracasei vb).   Mikrop gen sayısı sağlıklı olma hali ile pozitif ilişkidedir. Düşük bakteriyel gen sayısı varsa yağlanma, insülin direnci, kan yağları bozukluğu ve enflamasyon artar.  Mikrobiyata bazı hormon benzeri maddeler salgılar ve bunlar damar yoluyla beyin ve başka dokularda etki gösterir. O nedenle bağırsak mikrobiyatası bir endokrin organ olarak da düşünülebilir. Hatta mikrobiyal endokrinoloji bile denilmektedir. 

Bağırsaklarda 1000 kadar farklı bakteri çeşiti vardır ve bunların yapısı yani çeşitliliği yaş, ırk, diyet alışkanlığı, genetiğiniz,  annenin mikrobiyatası, yaşam tarzınız, kullanılan ilaçlar, bağırsak hareketliliği, kişisel hijyen, stres, seyahat, tuvalet yapma sıklığı gibi birçok faktörden etkilenir. Bağırsaktaki bakteriler hormonları, metabolizmayı, bağışıklık sistemini etkileyebilmektedir. Normalde bağırsaktaki mikroplar ile vücudumuz arasında bir uyum ve denge vardır ve buna simbiyoz (normobiyoz) denir. Bağırsaktaki bakteriler sindirim, metabolizma ve vücut dengesi için önemli faaliyette bulunur.  Örneğin sindirilemeyen liflerin parçalanması ve emiliminde  önemli rol oynadıkları gibi B ve K vitamininin üretimini yaparlar. Ayrıca vücut içinde oluşan veya dışardan gelen bileşiklerin metabolizmasında ve bağışıklıkta  rol alırlar.  Bağırsaktaki duvar fonksiyonunu ve bütünlüğünü korumada yardımcı oldukları gibi hastalık yapıcı mikroplara karşı uygun immun cevap verilmesini sağlarlar. Bağırsaklarımız bağışıklık sistemimizin %70’ni oluşturur. Faydalı bakteriler bebeklik döneminden itibaren bağırsak sağlığımızı ve bağışıklık sistemimizi güçlendirirler. Zararlı bakteriler ise toksin denilen, zehirli veya sağlığa zararlı maddeler salgılayarak hastalıklara neden olurlar Eğer bu bakteri florasında denge bozulursa  bakteri çeşiti  ve  sayısı değişir ki buna   disbiyozis denir. İşte bu bozulmanın sindirim hastalıkları, alerjik hastalıklar, otizm, hormon bozuklukları, otoimmün hastalıklar, Hashimoto, insülin direnci, obezite, kanser  gibi  birçok hastalıkla  ilişkili olabileceği düşünülmektedir.  

Bağırsak bakterileri dengesindeki bozulma ile diyetle alınan lif ve  sindirilemeyen karbonhidratların  bakteriler  tarafından fermantasyonu (parçalanması)  ile   asetat, propiyanat, bütirat ve laktat  gibi  kısa zincirli yağ asitleri artımının   enerji alımını artırarak  vücutta yağ depolanması ve obeziteye neden olabileceği düşünülmektedir.  Aynı diyeti yapan ancak bağırsak bakterisi bozulmamış kişide ise bu metabolitler daha az üretilmekte, daha az enerji ortaya çıkmakta  ve bu sayede  kilo alınmamaktadır.  Ancak bu iş sadece bakterilerle ilgili olmayıp alınan gıdaların çeşiti ile de ilgilidir. 

Lifli gıda almak sadece bağırsakta  bir kitle oluşturarak doygunluk ve yeme isteği azaltımı yapmaz, aynı zamanda  bağırsaktan proglukagon, GLP-1, PYY  gibi hormonların  yapımını artırarak  ve  açlıkta Ghrelin isimli hormonun  salınımını azaltarak da  iştah azaltımı yapmaktadır.  Fermantasyonla ortaya asetat, piruvat ve laktat  gibi  kısa zincirli yağ asitleri ayrıca bağırsaktan glukagon like peptid-1 (GLP-1) ve peptit YY gibi hormon yapısında peptidler salgılatır ve bunlar beyine giderek  iştah üzerinde  azaltıcı yönde etkili olurlar. 

Bağırsaklarda diyetle alınan yağ, basit şekerler ve proteinlerin sindirimi ve emilimi  yapılır. Ancak tahıllar, sebze ve meyvelerde bulunan lif ve prebiyotikler gibi  kompleks karbonhidratların   sindirimi gastrointestinal sistemin üst kısımlarında tam olarak yapılamaz ve bunlar bağırsak bakterileri tarafından fermente edilerek  asetat, bütirat ve propiyanat gibi kısa zincirli yağ asitlerine ve birçok metabolitlere dönüştürülür.  Bu metabolitler vücutta enerji, glukoz ve yağ metabolizması gibi önemli fizyolojik olaylarda rol alırlar. Sindirilemeyen bu karbonhidratları diyetle artırmak yani lifli veya posalı beslenmek şeker hastalarında bu nedenle çok faydalı olur.  

Antibiyotikler, mide hapları, ağrı kesiciler ve statin denen kolesterol hapları   bağırsak bakterilerinde kötü yönde değişim yapmaktadır.  Buna karşılık şeker hastalarının kullandığı metformin ilacı Akkermansia mucinphia isimli bağırsak bakterisini artırarak  faydalı olmaktadır.

Hiç egzersiz yapmayan bir kişi 6 hafta egzersiz yapınca bağırsak bakterilerinde  faydalı  yönde değişim olduğu saptanmıştır. Egzersizi bırakınca mikrobiyata yine eski haline dönmektedir. 

Bağırsak bakterilerinin glukoz ve kilo düzenlenmesinde rol alabileceği düşünülmektedir. Ayrıca hipotalamus-hipofiz-adrenal aksı dediğimiz stres aksında bu bakterilerin  etkisi olduğu gibi  triptofan aminoasiti  sağlayarak beyin serotonin sisteminde  de etkili olmaktadır.  Tip 1 ve Tip 2 diyabetli hastalarda yapılan çalışmalarda bağırsak mikrobiyatasında bakteri profilleri farklı bulunmuştur. 

Bağırsak mikrobiyatasının %1-5’ni oluşturan gram negatif Akkermansia mucinipila  isimli bir bakterinin   miktarının azalmasının  obezite, diyabet ve insülin direnci ortaya çıkmasıyla ilişkili olduğu  ve vücut soğukla karşılaşınca  kişinin  diyeti ne olursa olsun  bu bakterinin  azaldığı saptanmıştır.  Ancak dışardan bu bakteri verilince bazı hayvan çalışmalarında  glukoz üzerinde  faydası görülürken bazılarında bir faydası görülmemiştir.. 

Bifidobacterium ve Akkermansia muciniphila enflamasyon, insülin direnci ve Tip 2 diyabetle ters ilişki içindedir. Yani bunlar artarsa diyabet ve insülin direnci azalır.   Bakterilerin ürettiği imidazol propionat tip 2 diyabette artar ve insülin direnci oluşmasına katkıda bulunur.  Gaitanın tuzlu olması veya çok tuzlu beslenme mikrobiyatayı etkiler ve Bifidobacterium ve Akkermansia bakterileri azalır. 

Parabacteroides distasonis adlı bakterinin de  obezite ve ona bağlı komplikasyonların düzelmesinde hayvan çalışmalarında faydalı olduğu iddia edilmiştir. 

İntermittent fasting denen aralıklı açlıkda görülen   yağ yıkımının artması ve zayıflamanın   bağırsak mikrobiyom değişikliği ile  olduğu düşünülmektedir. . 

Yapılan çalışmalarda Tip 1 diyabette Firmicutes/Bacteroides oranında azalma, ayrıca Bacteroides, Clostridium cluster XIVa, Lactobacillus, Bifidobacterium ve Prevotella bakterilerinde  çok az  artışlar saptanmıştır.  Tip 2 diyabette ise prevotellaceae bakteri  grubunda  artış vardır.  Bu bakterinin ürettiği enzim bağırsak yüzeyindeki koruyucu mukus tabakasına zarar vererek bağırsak geçirgenliğinde artış ve dolayısiyle enflamasyon ortaya çıkardığı ve bunun da daha sonra insülin direnci ve diyabete neden olabileceği düşünülmektedir. 

Obezite ve Tip 2 diyabette bacteriodetes denen bakteriler artarken Furmucutes denen bakterilerde azalma, prevotella da artma, Bifidobacteiumda azalma saptanır.  Bacterioides/firmictes oranı, Coccoides/E. Rectalis oranları ile kan şekeri arasında pozitif ilişki vardır 

Polikistik over sendromu olan hastalarda Prevotella Melaninogenica isimli bakterinin  sağlıklı kontrollere  göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. 

Kanda dolaşan östrojen hormonunun düzenlenmesinde bağırsak bakterilerin etkili olabileceği ve bunu salgıladıkları beta glukuronidaz  enzimi ile yaptıkları ileri sürülmüştür.  Bu enzim safra asiti ile bileşik haldeki  östrojeni  aktif-serbest  hale getirmektedir.  Bağırsakta disbiyozis denilen bakteri denge bozukluğu oluştuğunda bu enzim ve dolayısıyla dolaşan östrojen azalmaktadır.  Östrojenin metabolizması karaciğerde olur ve orada safra asitleri ile birleşerek bağırsağa atılır. Bağırsakta bu defa bakterilerin salgıladığı beta-glukoronidaz ile  parçalanarak (dekonjuge)  serbest östrojen haline gelir ve bağırsaktan tekrar geri emilir. 

Bağırsaktaki bu bakterilerin dengesi bozulduğunda vücutta enflamasyon (iltihap) yaratarak obezite, insülin direnci ve polikistik over hastalığına eğilim yaratacağı düşünülmektedir. 

Bağırsak mikrobiyata çalışmaları 2013 ile 2018 yılları arasında o kadar artmıştır ki   bu konu üzerinde 13 bine yakın  yayın yapılmıştır.  Bağırsaktaki bir bakterinin herhangi bir hastalığın nedeni olduğu  veya onu alınca o  hastalıktan korunduğu iddiaları  da yapılmıştır. Ancak birçok çevresel etken bağırsak mikrobiyatasını etkilemektedir. Yani sadece bağırsak mikrobiyatısı bir hastalığın nedeni olamaz. Bugüne kadar yapılan çalışmaların çoğu   ilişik-bağlantı-korelasyon çalışmasıdır. Yani çalışmalarda  herhangi bir hastalıkta bağırsak bakteri profilin değiştiği gösterilmektedir.  Bu bakteri değişikliğinin hastalığın kesin nedeni olup olmadığını ortaya çıkaracak ileri  çalışmalara ihtiyaç vardır. Önümüzdeki yıllarda bu çalışmalar ile bağırsak mikrobiyatası ve hastalık üzerindeki etkileri daha iyi anlaşılacaktır. 

Son Gelişmeler:

a) Nar ve böğürtlenden bağırsak bakterinin oluşturduğu  Urolitin  A isimli  metabolitinin enflamatuvar bağırsak hastalığına faydalı olduğu gösterildi
b) Akkerrmansia muciniphila bakterisinin  pastörizasyonu sonrası stabil hale  getirildi ve etkisi artırıldı. Bunun obezite, insülin direnci için kullanım amaçlı çalışmaları sürmekte. Ayrıca bu bakterinin membranında bulunan Amuc-1100 isimli proteinin  ilaç gelişiminde kullanılabileceği düşünülmekte.  

Bağırsak Sağlığı İçin Ne Yapmalı?

1. Gelişigüzel antibiyotik ve ağrı kesiciler alınmamalıdır. Antibiyotikler  ve ağrı kesiciler bağırsak florasını yok eder. 
2. İntermittent fasting , 16:8 diyeti yapmalı. Haftada iki gün akşam yemeğinden sonra ertesi gün öğleye kadar sadece su içilmelidir. Açlık faydalı bağırsak bakterilerini  artırır.  
3. Prebiyotik özelliği olan yani bağırsaktaki faydalı bakterileri artıran fermente gıdalar yenmelidir.  Ev yapımı yoğurt, kefir, tarhana, şalgam suyu, kırmızı pancar kvas, kimchi, kombucha çayı, lahana turşusu, salatalık turşusu prebiyotik gıdalardır.  Prebiyotikler bağırsak bakterileri tarafından parçalanır faydalı bütirat, propiyanat ve asetat gibi  kısa zincirli yağ sitleri oluşur. Bunlar faydalıdır. Ayrıca faydalı bakteri sayısı artar. Prebiyotikler mineral emilimini artırır, bağışıklık sistemini kuvvetlendir. Kabızlık veya ishale faydalı olur. Alerji azalır, insülin direncine ve iltihabi bağırsak hastalıklarına faydalı olur.
4. Probiyotik ve prebiyotik beraber alınmalıdır. Prebiyotik olmadan probiyotik işe yaramaz. Probiyotik bakterilerinin yiyeceği yem olarak prebiyotik de alınırsa daha faydalı olur. İnulin, FOS ve GOS gibi prebiyotik destekleri alınabilir. 
5. Egzersiz yapılmalı. Egzersiz bağırsak mikroplarını düzeltir.  Faydalı bakteri sayısı artar. 
6. Bol su içilmeli.  Yaz aylarında su tüketimi artırılmalıdır. Su az içenlerde bağırsak sağlığı bozulur.
7. Hazır, işlenmiş gıdalardan uzak durmalı. Bunlar faydalı bakterileri azaltır. 
8. Anne emzirmesi faydalıdır ve 2 yıl sürmelidir. Emzirme süresi uzadıkça bebekte bağırsak mikrobiyatası daha iyi olur. 
9. Sezeryan yerine normal doğum yapılmalıdır. Normal doğum ile bebek mikrobiyatası daha sağlıklı olmaktadır. 
10. Posa, lif alımını artırınız. Günde 40 gram kadar lif alımı önemli. Lifler bitkilerin sindirilemeyen  kompleks karbonhidratlarıdır. Posa aldıkça bağırsak bakteri daha düzenli olur. İnulin desteği, psyllium posası  bu konuda faydalı olur. 
11. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenin. Akdeniz diyeti yapınız. Akdeniz diyeti bağırsak bakterilerine çok faydalı olur. 
12. İçinde inulin denen prebiyotikce zengin lif olan  kuşkonmaz, yer elması, pırasa, soğan, sarımsak,  hindiba, yeşil muz, yulaf, siyah sarmısak çok yenmelidir. 
13. Polifenol zengini nar, ceviz, badem, çilek, kara yemiş, bluebeery, soğuk sıkım zeytinyağı tercih ediniz
14. Ara öğünlerden mümkünse uzak durunuz. 
15. Tatlandırıcılar bağırsak bakterilerine zarar verir. 
16. Vakit buldukça şehirden uzaklaşıp köylere veya açık araziye gidiniz.
17. Evde kedi, köpek besleyiniz
18. Aşırı el yıkamak, deterjanlar, spreylerden uzak durunuz. Bunlar bağırsaklara zarar verir. 
19. Doğal ve bitkisel ağırlıklı  beslenmeye çalışınız. 
20. Uyku çok önemli. uykusuz kalmayınız. Uykusuzluk bağırsak dengesini bozar. 
21. Sigara bağırsaklara zararlıdır. Sigarayı azaltın ve kesiniz. 
22. Tuzu azaltın. Tuzlu gıdalar bağırsak mikrobiyatasını bozmaktadır. 
23. Omega-3 desteği bağırsaklara faydalı olur.
24. Karnıyarık otu (Psyllium) bağırsak sağlığı için faydalıdır.Dışkıya hacım kazandırır. Aç karnına alarak  bağırsak temizliğine faydalı olur. Tabletten ziyade toz hali daha yardımcı olur. 
25. Sindirim sistemimiz enzimler sayesinde  çalışır. Yaşla birlikte ve bazen kullanılan ilaçların ve hastalıkların etkisiyle enzim üretiminde bozukluk yaşanır. Enzim takviyesi almak bu konuda yardımcı olur. Süt sindiriminde sıkıntı varsa (laktoz intoleransı)  laktaz enzimi alınabvilir. 
26. İnulin, FOS ve GOS  takviyeleri  probiyotiklerrle beraber simbiyotik etki yapar.
27. 50 yaşından itibaren bağırsakta oluşabilecek polip riskine karşı kolonoskopi gerekebilir. Ailede polip ve kolon kanseri varsa kolonoskopi yapılmalıdır. 
28. Birçok kimyasal ilaç kabızlık yapar. Bunların başında antibiyotikler, ağrı kesiciler ve psikiyatri ilaçları gelir.
29. Kabızlık varsa devamlı fitil kullanmayınız. Bağırsaklar fitile alışır. 
30. Çok uzun süre sinameki gibi çayları içmeyiniz. Uzuın zaman içinde zararları olabilir.
31. Kabızlığının en önemli nedenlerinden birisi strestir. Stres varsa yoga, gevşeme teknikleri, meditasyon, derin nefes alma ve egzersiz yapınız.
32. L-glutamin aminoasiti bağırsaklara faydalı olur. 
33. Curcumin , buturik asit, siyah sarımsak,  melatonin bağırsaklara faydalı olur. 
34. .SİBO olması durumunda DGL, L-glutamin, probiyotikli yoğurt, Gum mastik, colostrum, çinko  faydalı olur.
35. Sindirim enzimleri kullanılır.

Pobiyotik Kullanımı:


Piyasada birçok probiyotik mevcut. Her probiyotik probiyoik etkisi göstermez. Çoğu mide asitine dayanamayıp ölür. Bir probiyotiğin  gerçek  probiyotik olması için şu kriterleri sağlaması gerekir (Fuller tanımı).:

1. İnsan kaynaklı olmalı
2. Mide asitine ve safra suyuna dayanıklı olmalı
3. Bağırsak epitel hücrelerine tutunabilmeli
4. Antimikrobiyal maddeler yapmalı
5. İmmun yanıt yapmalı yani  bağışıklık sistemine faydalı olmalıdır.

1903 yılında nobel ödülü alan Rus biyolog Elie Metchnikoff, yaşlanmanın bağırsaklardaki bakterilerin neden olduğu kronik bir zehirlenme olduğunu ileri sürmüştür. Metchnikoff, günlük diyetlerinin düzenli bir parçası olarak Lactobasillus içeren yoğurt yiyen Bulgar köylülerin fark edilir derecede uzun ömürlü olduklarını gözlemlemiş, bununla ilgili laktik asit bakterilerinin ömrü uzattıkları teorisini ileri sürmüştür. Bunun doğruluğu  daha yeni anlaşılabilmiştir. 

Her probiyotik her hastalığa ve her kişiye  iyi gelmez. Çünkü herkesin bağırsak mikrobiyatası farklıdır. 

Aşağıda bazı örnekler verilmiştir: 


Kronik kabızlıkta: -Lactobacillus casei, Shirota ve Lactobacillus rhamnosus GG (fermente peynir altı suyu içeceği içersinde) kullanımı.
-Kabızlık ile seyreden huzursuz bağırsak sendromunda:; B.Lactis, B. Longum, L. Asidoflus, L. Reuteri, L. Plantarum ve kombinasyonlarından  fayda görebilir.
-İshal varsa:  S. Boulardii, Saccoromyces ve L. Acidophilus, bifidobakterileri tercih edebilirler.
-Gaz, şişkinlik ve karın ağrısı varsa:  L. Plantarum, bifidobakteri, S. Celevisiae ile laktobasil karışımları önerilmektedir.
- Helikobakter pilori varsa:  L. helveticus R52 + L. rhamnosus R11 karışımı 
-Ülseratif Kolitte: VSL#3 olarak adlandırılan ve sekiz farklı bakteri suşu içeren preparat, 

Kullanılacak probiyotiğin de mide asitleri ve safraya dayanıklı olup bağırsağa kadar gitmesi gerekir. Bu özelliği sağlayan probiyotik kullanımı önemlidir. Bunu mutlaka araştırınız ve doktorunuza sorunuz. 
-Ülkemizde probiyotik bakteri sayısı en fazla 10 milyar ile sınırlıdır. Oysa yurtdışında çok yüksek oranlı probiyotikler satılmaktadır. 
-Sinbiyotik denen içinde hem prebiyotik hem probiyotik  olan ürünler de vardır. 

Kimler probiyotik kullanmamalı?

Kanser tedavisinde kemoterapi alınırken lökosit  sayısı çok düşük olanlarda,  bağışıklık sisteminde kalıtsal bozukluk varsa, bağırsak duvarının ileri derecede hasar gördüğü aktif kolit durumlarında ve şiddetli kanamalı pankreatitte probiyotik kullanılmaz. Bunun dışında küçük bebekler ve yeni doğanlarda pediatrist önerisi olmadan probiyotik kullanılmamalıdır. 

Gebelerde ve bebeklerde probiyotik kullanılabilir mi ?
Özellikle hamile ve çocuklarda probiyotiklerin yararlı olduğu gösterilmiştir. Hamilelerde probiyotik alımı, annenin aldığı yararlı bakterilerin bebeğe de geçmesine neden olmaktadır.
Ancak pediatrist ve kadın doğum uzmanının görüşü alınmadan probiyotiğe başlanmamalıdır.

Probiyotik kimler almalı 
Sağlıklı ve dengeli beslenen ve  günde ortalama bir ya da iki kase evde yapılmış  probiyotik yoğurt tüketerek yeterli probiyotik alımını sağlayabilir. Yoğurt marka ve çeşidine göre değişmekle beraber, bir ya da iki kase yoğurt tüketilerek ortalama 1 milyar cfu/ ml probiyotik alınır.  Ancak yoğurt evde yapılmalı ve eczanelerde satılan  probiyotik yoğurt maya kültürleri kullanılmalıdır. Yoğurt yapaerken Jersey inek sütü, manda ve keçi sütü kullanmak daha faydalıdır. Bu sütlerde a2 kazein vardır ve daha faydalıdır. 
Her türlü ishalde probiyotik takviye alınması fayda sağlar. İshallerin büyük çoğunluğu, bakteriyel kaynaklı olmadığından (% 80-90) diyet uygulanarak ve probiyotik takviye ile iyileşme sağlanır. 
İshal bakteriyel ya da amip gibi bir mikroorganizma ile gelişmiş ise doktor tarafından verilecek uygun antibiyotiğin yanına probiyotik takviyesi yapılması tedaviyi güçlendirir ve antibiyotiğin yan etkileri azalmasını sağlar.
Bu gibi durumlarda alınacak probiyotik miktarı 10 milyar cfu/ ml çıkarılmalı ve iki hafta süre ile uygulanmalıdır. Bu miktara ulaşmak için çoğu kez şase, damla ya da kapsül şeklinde yüksek dozda ve uygun suşta probiyotik destek ürünü kullanmak gerekebilir. 







×